İKİBİNON-BİR
2010’un son günü yeni yıl dileklerimi yazmak geldi içimden.
Yeni yılda hiçbir şeyi ertelemeyeceğim. Bazı şeyleri daha başlamadan, en başından en sonunu kukumav kuşu gibi düşünüp, denemeden, yaşamadan rafa kaldırmayacağım. Cesur olacağım.
Ünlü filozofumuzun! dediği gibi; “Sonunu düşünen kahraman olamaz” diyeceğim.
“Herkes öldürebilir sevdiğini Dayı” diyeceğim, geçmişi maziye gömerken. Ne diyorum ben? Bu kadar çok dizi de seyretmeyeceğim!
Arkadaşlarıma daha çok vakit ayıracağım.
Kendimden başka hiç kimseden hiçbir şey beklemeyeceğim.
Dilin 9 boğum olduğunu unutmayıp bazen susacağım.
Bazen de o dilin bana konuşmak için verildiğini hatırlayıp sesimi daha çok çıkaracağım.
Haliyle kafam bu yüzden karışacak; o zaman en kötü kararın bile kararsızlıktan iyi olduğunu hatırlayıp, kestirip atacağım kangren olan yaramı.
Kimsenin mükemmel olmadığını hatırlayıp affedeceğim bazılarını; önce kendimden başlayacağım.
Deniz kenarında daha çok yürüyeceğim. Bir bebeğin kahkaha atmasını, bir köpeğin kuyruk sallamasını sağlayacağım her seferinde.
Gece 00.00 ile 00.01 arasında geçen 1 dakikanın hem hiçbir şeyi değiştirmediğini bileceğim hem de her şeyi değiştirebileceğine inanacağım. Umudumu hiç yitirmeyeceğim.
Gökkuşağını görmek için önce yağmurda ıslanmam gerektiğini hiç unutmayacağım. Yağmuru da seveceğim.
Her sabah yataktan kalktığımda ve Boğaz Köprüsü’nden her geçişimde yine şükredeceğim.
Beni mutsuz eden şeyleri hayatımdan çıkaracağım ki mutlu edenlere yer açılsın.
Her son yeni bir başlangıçtır. İkibinon-bir hepimiz için bereketli, sağlıklı, şanslı, huzurlu, aşk dolu, keyifli, eğlenceli, bol seyahatli, afiyetli, lezzetli, neşeli, çok denizli, umutlu, hayallerin gerçek olduğu bir başlangıç olsun.
Uzaklar yakın olsun. Sevenler kavuşsun, özlemini çekenler bebeklerini kucaklasın, borçlar ödensin, hastalar şifa bulsun, 5 lira fazla olsun kırmızı olsun, piyango bana çıksın, rüyalar gerçek olsun.
Yeni yılınız kutlu olsun.
31 Aralık 2010 Cuma
19 Aralık 2010 Pazar
NASILSIN?
NASILSIN?
Cevabını beklemeden sorduğumuz sorular vardır hayatta. Nasılsın? deriz karşılaşınca ama cevabını beklemeyiz.
Klişedir, alışkanlıkla sorulur. Karşıdaki de bunu bildiğinden iki eli kanda olsa; “İyiyim” der.
Eğer anlatmaya çekiniyor ama yine de “İyiyim” diyemeyecek kadar kötüyse; “İyi diyelim, iyi olalım” der bir gülümsemeyle.
“İyi diyelim” aslında “iyi değilim” demektir.
Gözlerine bakarsanız hüznü görürsünüz. Ama aceleniz vardır. Gözlerine bakmayı es geçersiniz bilerek, ne de olsa aslında siz de iyi değilsinizdir o kadar. Öyle ki bir ah çekseniz karşıki dağlar yıkılacaktır. “Allah iyilik versin” der, geçersiniz.
Kimi insanlar da vardır, gelir size derdini anlatır, tüm yükünü boşaltır sizin omuzlarınıza, rahatlar ve gider. Size “Nasılsın?” demeden.
Çünkü bilir ki kimse dertsiz değildir şu dünyada. Hazır yükünü boşlatmışken, yenisini neden alsın omzuna? Hem de başkasının yüküyken sözkonusu olan. Adaam sen de!
Kimisi ise zalimdir. Sizin iyi olmanızı istemez. Siz anlatmak istemeseniz de deşer de deşer. Kendisi iyi olmadığı için, kimse iyi olmasın ister. Kendinden daha kötü hisseden birini bulunca sevinir içten içe.
Kimisi ise gözlerinize bakar, hüznü görür siz daha söylemeden, sisi dağıtmak için uğraşır. Bir yerlerden bulur buluşturur, gökkuşağını getirir. Gökyüzünü boyar maviye.
Peki, siz bugün nasılsınız?
Cevabını beklemeden sorduğumuz sorular vardır hayatta. Nasılsın? deriz karşılaşınca ama cevabını beklemeyiz.
Klişedir, alışkanlıkla sorulur. Karşıdaki de bunu bildiğinden iki eli kanda olsa; “İyiyim” der.
Eğer anlatmaya çekiniyor ama yine de “İyiyim” diyemeyecek kadar kötüyse; “İyi diyelim, iyi olalım” der bir gülümsemeyle.
“İyi diyelim” aslında “iyi değilim” demektir.
Gözlerine bakarsanız hüznü görürsünüz. Ama aceleniz vardır. Gözlerine bakmayı es geçersiniz bilerek, ne de olsa aslında siz de iyi değilsinizdir o kadar. Öyle ki bir ah çekseniz karşıki dağlar yıkılacaktır. “Allah iyilik versin” der, geçersiniz.
Kimi insanlar da vardır, gelir size derdini anlatır, tüm yükünü boşaltır sizin omuzlarınıza, rahatlar ve gider. Size “Nasılsın?” demeden.
Çünkü bilir ki kimse dertsiz değildir şu dünyada. Hazır yükünü boşlatmışken, yenisini neden alsın omzuna? Hem de başkasının yüküyken sözkonusu olan. Adaam sen de!
Kimisi ise zalimdir. Sizin iyi olmanızı istemez. Siz anlatmak istemeseniz de deşer de deşer. Kendisi iyi olmadığı için, kimse iyi olmasın ister. Kendinden daha kötü hisseden birini bulunca sevinir içten içe.
Kimisi ise gözlerinize bakar, hüznü görür siz daha söylemeden, sisi dağıtmak için uğraşır. Bir yerlerden bulur buluşturur, gökkuşağını getirir. Gökyüzünü boyar maviye.
Peki, siz bugün nasılsınız?
7 Kasım 2010 Pazar
EVSAHİPÇE
Ev sahiplerinin kullandığı bir yabancı dil var, çeşitli şiveleri olsa da genel olarak “Evsahipçe” diyebiliriz bu dile.
Evsahipçe dilini bilmeyenler için, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayıp pratik bir sözlük hazırladım, ev ararken aman ha yanınızdan ayırmayın.
Evimiz doğa manzaralıdır; ev dağ başında, arada kurtlar iniyor, kar yağarsa işe gidemezsiniz, bedava tatil fena mı?
Şehir manzaralıdır; bak bak karşıdaki apartmana bak, bir şey gördüğümüz yok, trafik gürültüsünden korunmak için geceleri kulağınıza pamuk tıkamayı unutmayınız.
Evimiz müstakildir ; e gecekondudan bozduk, tapusu da yok zaten, yarın öbür gün zabıta yıkmaya gelirse idare ediverin durumu.
Kutu gibi pek şirin ; ev çok küçük, metrajını yazmaya bile utandık.
Taşınmadan önce eşya detoksu yapın, fazlalıkları atın, işte fengshui falan öğrenin onu da biz mi düşüneceğiz?
Ev bahçe katı ama ilanda rutubet yok yazıyorsa; mutlaka daha önce olmuş ancak siz gelmeden az önce boya ile kapatılmış demektir. Üzülmeyin, kışın yağmurda mantar yetiştiriciliğine falan başlarsınız, ek gelir olur.
Evimiz huzurlu, sakin bir muhittedir; kuş uçmaz kervan geçmez; taksi, dolmuş ara ki bulasın, ne gürültüsü olacak ki?
90m2 ve geniştir; bu metrekareler her dilde aynı diye biliyorum ama Evsahipçe’de biraz daha geniş oluyor herhalde 90m2
Sıcak aile apartmanıdır; 1.katta biz,2. Katta kayınçolar, 3. Katta halamgiller en üstte de kaynanam oturuyor. Hele ki bir misafiriniz gelsin, sesiniz fazla çıksın, süpürgeyi vuru vuru veririz tavana. Kaloriferi de nenemgil üşürse yaz günü bile yakarız, boşuna sıcak demedik di mi?
Ultra lüks; 30 senelik apartmana bir jakuzi koyduk, salonda şömine, balkonda da barbekü var ama ikisi de süs, sakın yakmaya falan kalkmayın, üst kattan tütüyor.
Sahile 15 dakika; tabi biz de 15 dakikada gitmek isterdik ama ancak maraton koşucuları o sürede gidebiliyor, bizimki anca yarım saat, bilemedin 45 dakika sürüyor, yaşlılık işte.
Sıfırlanmış daire; Eh, 40 senelik daire eskidi haliyle, biz de duvarları boyattık, mutfağa 2 dolap yaptırdık o yani, yoksa fazla açıp kapatmayın pencerenin kolu elinizde kalır, vantilatör neyinize yetmiyor canım.
Boğaz ve köprü manzaralı; Şimdi tek gözünüzü kapatın, şöyle parmağımın olduğu yöne doğru dikkatlice bakın; bir mavilik gördünüz mü o iki apartmanın arasından? Hah işte orası deniz!
Evimizi beğendiyseniz şartları konuşalım; 1 kira peşin, 2 aylık depozit, maaş bordronuz, çıktığınız evden alacağınız iyi hal kâğıdınız, 1 senenin sonunda %50 zam yapmazsanız çıkacağınıza dair taahhüt, 2 kefil, bir de ananızın nikahını getirirseniz ev sizindir. Güle güle oturun.
Evsahipçe dilini bilmeyenler için, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayıp pratik bir sözlük hazırladım, ev ararken aman ha yanınızdan ayırmayın.
Evimiz doğa manzaralıdır; ev dağ başında, arada kurtlar iniyor, kar yağarsa işe gidemezsiniz, bedava tatil fena mı?
Şehir manzaralıdır; bak bak karşıdaki apartmana bak, bir şey gördüğümüz yok, trafik gürültüsünden korunmak için geceleri kulağınıza pamuk tıkamayı unutmayınız.
Evimiz müstakildir ; e gecekondudan bozduk, tapusu da yok zaten, yarın öbür gün zabıta yıkmaya gelirse idare ediverin durumu.
Kutu gibi pek şirin ; ev çok küçük, metrajını yazmaya bile utandık.
Taşınmadan önce eşya detoksu yapın, fazlalıkları atın, işte fengshui falan öğrenin onu da biz mi düşüneceğiz?
Ev bahçe katı ama ilanda rutubet yok yazıyorsa; mutlaka daha önce olmuş ancak siz gelmeden az önce boya ile kapatılmış demektir. Üzülmeyin, kışın yağmurda mantar yetiştiriciliğine falan başlarsınız, ek gelir olur.
Evimiz huzurlu, sakin bir muhittedir; kuş uçmaz kervan geçmez; taksi, dolmuş ara ki bulasın, ne gürültüsü olacak ki?
90m2 ve geniştir; bu metrekareler her dilde aynı diye biliyorum ama Evsahipçe’de biraz daha geniş oluyor herhalde 90m2
Sıcak aile apartmanıdır; 1.katta biz,2. Katta kayınçolar, 3. Katta halamgiller en üstte de kaynanam oturuyor. Hele ki bir misafiriniz gelsin, sesiniz fazla çıksın, süpürgeyi vuru vuru veririz tavana. Kaloriferi de nenemgil üşürse yaz günü bile yakarız, boşuna sıcak demedik di mi?
Ultra lüks; 30 senelik apartmana bir jakuzi koyduk, salonda şömine, balkonda da barbekü var ama ikisi de süs, sakın yakmaya falan kalkmayın, üst kattan tütüyor.
Sahile 15 dakika; tabi biz de 15 dakikada gitmek isterdik ama ancak maraton koşucuları o sürede gidebiliyor, bizimki anca yarım saat, bilemedin 45 dakika sürüyor, yaşlılık işte.
Sıfırlanmış daire; Eh, 40 senelik daire eskidi haliyle, biz de duvarları boyattık, mutfağa 2 dolap yaptırdık o yani, yoksa fazla açıp kapatmayın pencerenin kolu elinizde kalır, vantilatör neyinize yetmiyor canım.
Boğaz ve köprü manzaralı; Şimdi tek gözünüzü kapatın, şöyle parmağımın olduğu yöne doğru dikkatlice bakın; bir mavilik gördünüz mü o iki apartmanın arasından? Hah işte orası deniz!
Evimizi beğendiyseniz şartları konuşalım; 1 kira peşin, 2 aylık depozit, maaş bordronuz, çıktığınız evden alacağınız iyi hal kâğıdınız, 1 senenin sonunda %50 zam yapmazsanız çıkacağınıza dair taahhüt, 2 kefil, bir de ananızın nikahını getirirseniz ev sizindir. Güle güle oturun.
1 Eylül 2010 Çarşamba
KEYFİMİN KÂHYASI

3 yaşındaki çocukla lego oynarken çocuk olmayı da, 80 yaşındaki ihtiyar delikanlının benimle çapkınca flört etmesini de eğlenceli buluyorum.
Yatağının üzerinde minicik bir örümcek gördüğünde korkan kadının 8.kat penceresinin pervazında korkusuz bir dağcı edasıyla cam silmesini izlemeyi seviyorum.
Oruçluyken bikinimle havuzda serinlemeye bayılıyorum. Sizinkini bilemem ama ne havuz suyu ne de deniz suyu orucumu bozar benim.
Alkolsüz geçen Ramazan’dan sonra bayramda kahvenin yanında nane likörü ikram edilmesini de seviyorum, lokumla çok yakıştırıyorum birbirlerine.
Şıkır şıkır elbiselerle senfoni orkestrasını huşu içinde dinlemek kadar, İstiklal’de bir rock barda bağıra çağıra şarkı söyleyip dans etmeyi de seviyorum.
Saros’un sessiz kimsesizliğinde çadırımdan yıldızları ve ateş böceklerini izlerken de, Bodrum’un 5 yıldızlı otellerinde olduğu kadar kendimi evimde hissedebiliyorum.
Okuduğum kadar yazmayı, dinlediğim kadar anlatmayı, hediye aldığım kadar vermeyi, sevdiğim kadar sevilmeyi seviyorum.
Gülmeyi de, kahkahalardan gözümden akan yaşları da seviyorum.
Sahaftan okunmuş kitapları almayı da yepyeni ambalajları yırtmayı sevdiğim kadar seviyorum.
Mesai saatinde ipek eldivendeki demir yumruk olup, akşam evde annemin kızı olup şımarıyorum.
Günübirlik Sinop’a, Antalya’ya tek başıma gidip, konser dönüşü birinin beni evime bırakmasını bekliyorum.
Işıkla karanlığın tezadını, siyah ceketin kenarındaki beyaz biyeleri çok şık buluyorum.
Salı pazarında da, lüks bir alışveriş merkezinde de saatler harcayabilirim.
Hayatın bana sunduğu tüm bu tezatlıklardan keyif alıyorum.
Anladım ki ben sadece dengesizlikleri, huzursuzlukları, belirsizlikleri sevmiyorum.
Yüzüme gülüp arkamdan konuşanları sevmediğim kadar, telefon etmesi umulan sevgili aramadığında hissedilen gelgitleri, acabaları yaşamayı da kararsızlık anlarını da sevmiyorum.
Ben yaşamayı seviyorum.
Birilerinin bana kurallar dayatmasına izin vermeden, aklıma estiği gibi o anki ruh halim neyi istiyorsa onu yapıyorum. Kimse kâhyalık için başvurmaya zahmet etmesin, keyfime kâhya tutmaya niyetim yok, kendi işimi kendim hallederim ben ama köprü trafiğinde arabayı şoför kullanabilir her işi de kendim yapmak zorunda değilim di mi?
25 Ağustos 2010 Çarşamba
GÜLÜMSEME BULAŞICIDIR
GÜLÜMSEME BULAŞICIDIR
Komedyenler genelde kısa boylu ve çirkindir. Belki de çirkin oldukları için güldürmeyi seçmişlerdir. Ne de olsa kadınlar kendilerini güldüren erkekleri severler, ancak komik kadınlar o kadar popüler değillerdir.
“Karı gibi gülmesene” denilerek büyütülen erkeklere gülmenin yakıştırılamadığı gibi, kadınların alaycı olması da hoş görülmez pek.
Güzel bir kadına ya da yakışıklı bir erkeğe gülmek zordur. Komedi filmlerinde en fazla aptal sarışın rolüne layık görülür kadın. Hem zeki, hem güzel bir kadının aynı zamanda komik olmasına asla izin verilmez.
Oysa mizah zekânın zekâtıdır.
Yunuslar sevimlidir çünkü yüzleri hep gülümser gibidir. Oysa sevimli bir yunus hain köpekbalığını burnuyla vura vura öldürebilir. Yunusa karşı savunmasız olan köpekbalığı ise fotojenik bir gülümsemeye sahip olmadığı için ancak korku filmlerinde başrol oynayabilir.
Dizilerde gülmemizi sağlamak için kahkaha efektleri kullanılır. Çünkü bilinir ki gülümseme bulaşıcıdır.
1962’de Tanganika’da bir okulda bir kız öğrenci gülmeye başlar. Kısa sürede bu gülme krizi tüm okula yayılır. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu kriz nedeniyle okul 3 hafta tatil edilir.
Elektrikler kesikti çalışamadık bahanesi yerine hocam biz gülme krizine girdik diyebilirsiniz. Hocanız bunu yemese de en azından gülecektir.
İnsanlar ayna gibidir; siz nasıl hareket ederseniz, aynadaki yansımanız da aynen karşılık verir size.
Gülmenin bazı kuralları vardır, öyle dudaklarınızın yukarı doğru kıvrılması yetmez.
Mesela kendi kendinize gülemezsiniz, deli derler. Oysa âşıksanız kendi kendinize gülümseyebilirsiniz, hoş aşk da geçici bir delilik halidir ya.
Peki, kendi kendimizi gıdıklayınca niçin gülmeyiz? Kadınlar kendilerini gıdıklayan erkekleri de mi severler?
Bazense gülümsemeye zorlar hayat bizi.
Fotoğraf çekilirken gülümsenir. Bu durumda durduk yere gülmek, hatta makineye bakıp “cheese” demek bile serbesttir. Kimse size deli diyemez.
Çok gülmekse hoş karşılanmaz, hemen “çok güldük çok ağlayacağız” diyen ve mutluluğunuzu kursağınıza dizen bir işgüzar çıkar.
Bazen de birini sinir etmek için gülebilirsiniz. O çok öfkeliyken, sizin gülüyor olmanıza katlanamaz.
İnternette yazışırken de gülümsediğimizi göstermek için “iki nokta üst üste kapa parantez” diye yazmamız gerekir. “Ben patronumu çok seviyorum” cümlesinin sonundaki minik bir gülücük ikonu, sizi durduk yere patron yalakası olmaktan kurtarabilir.
İnsan fetüsünün bile gülümsediği tespit edilmiştir. Yani gülmek doğuştan gelir.
Ancak sonradan sosyal ve kültürel öğrenimlerle şekillenir.
Gülmenin ses seviyesi de kültürel seviyeyi gösterir.
Eğitimli insanlar sesli kahkahalar atmazlar. Bir insanın sonradan görme olup olmadığını anlamak için onu güldürmeyi deneyebilirsiniz. Normal konuşmasında kendini kontrol edebilen sonradan görmeler öfkelendiklerinde, ağladıklarında ve tabi ki kahkaha attıklarında gerçek kimliklerini ele verirler.
Yetişkinler de çocuklar kadar çok gülemez. Sosyal çevre baskısına yenik düşeriz.
Düşene herkes güler ama sadece bıyık altından, oysa çocuklar anında basar kahkahayı.
Japonlarda gülümseme bir keyif anlatımı değil, kendi dertleri ile başkalarını da üzmemek için küçük yaşlardan başlayarak öğrenilen bir terbiye kuralıdır.
Gülmenin sakinleştirici bir etkisi de vardır. Diyelim anneniz ya da sevgiliniz size bir nedenden küstü. Karşısına geçip biraz şirinlik, biraz şebeklik yapmanıza dayanabilir mi? Öfkesi geçer gülmeye başlar siz de sorununuzu çözümlemek için konuşma fırsatı yakalar, belki de özür dileyebilirsiniz.
Bazen gülmekten yaşlar gelir gözlerinizden.
Gamze de aslında derinin alt tarafta bulunan dokulara yapışması nedeniyle oluşan genetik bir bozukluktur.
Gülümsemekse yüzde kırışıklıklara yol açar.
Tüm bunlara rağmen sizi olduğunuzdan güzel gösterir.
Gülümsemeye en çok ihtiyaç duyan kişi başkasına verecek bir gülüşü olmayandır; yorgun veya hastalara, özellikle de asık suratlılara gülümseyin.
Gülümsemek her kapıyı açar, tüm buzları eritir, karnınızı doyurur; ne demişler bir kahkaha bir kilo pirzola. Hem de et gibi pahallı değil, sudan ucuz. Size tüm maliyeti biraz kaslarınızı çalıştırmaktan ibaret.
Somurtuk bir yüzde 43, sahte bir gülümseme için 2 kas hareketi kullanılırken, gerçek gülümseme için 17 yüz kasımızın gerilmesi gerekir.
Demem o ki zoraki gülümserseniz anlarım; gözlerinizin içiyle gülümseyin. Gülümsemenizi bulaştırın.
Komedyenler genelde kısa boylu ve çirkindir. Belki de çirkin oldukları için güldürmeyi seçmişlerdir. Ne de olsa kadınlar kendilerini güldüren erkekleri severler, ancak komik kadınlar o kadar popüler değillerdir.
“Karı gibi gülmesene” denilerek büyütülen erkeklere gülmenin yakıştırılamadığı gibi, kadınların alaycı olması da hoş görülmez pek.
Güzel bir kadına ya da yakışıklı bir erkeğe gülmek zordur. Komedi filmlerinde en fazla aptal sarışın rolüne layık görülür kadın. Hem zeki, hem güzel bir kadının aynı zamanda komik olmasına asla izin verilmez.
Oysa mizah zekânın zekâtıdır.
Yunuslar sevimlidir çünkü yüzleri hep gülümser gibidir. Oysa sevimli bir yunus hain köpekbalığını burnuyla vura vura öldürebilir. Yunusa karşı savunmasız olan köpekbalığı ise fotojenik bir gülümsemeye sahip olmadığı için ancak korku filmlerinde başrol oynayabilir.
Dizilerde gülmemizi sağlamak için kahkaha efektleri kullanılır. Çünkü bilinir ki gülümseme bulaşıcıdır.
1962’de Tanganika’da bir okulda bir kız öğrenci gülmeye başlar. Kısa sürede bu gülme krizi tüm okula yayılır. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu kriz nedeniyle okul 3 hafta tatil edilir.
Elektrikler kesikti çalışamadık bahanesi yerine hocam biz gülme krizine girdik diyebilirsiniz. Hocanız bunu yemese de en azından gülecektir.
İnsanlar ayna gibidir; siz nasıl hareket ederseniz, aynadaki yansımanız da aynen karşılık verir size.
Gülmenin bazı kuralları vardır, öyle dudaklarınızın yukarı doğru kıvrılması yetmez.
Mesela kendi kendinize gülemezsiniz, deli derler. Oysa âşıksanız kendi kendinize gülümseyebilirsiniz, hoş aşk da geçici bir delilik halidir ya.
Peki, kendi kendimizi gıdıklayınca niçin gülmeyiz? Kadınlar kendilerini gıdıklayan erkekleri de mi severler?
Bazense gülümsemeye zorlar hayat bizi.
Fotoğraf çekilirken gülümsenir. Bu durumda durduk yere gülmek, hatta makineye bakıp “cheese” demek bile serbesttir. Kimse size deli diyemez.
Çok gülmekse hoş karşılanmaz, hemen “çok güldük çok ağlayacağız” diyen ve mutluluğunuzu kursağınıza dizen bir işgüzar çıkar.
Bazen de birini sinir etmek için gülebilirsiniz. O çok öfkeliyken, sizin gülüyor olmanıza katlanamaz.
İnternette yazışırken de gülümsediğimizi göstermek için “iki nokta üst üste kapa parantez” diye yazmamız gerekir. “Ben patronumu çok seviyorum” cümlesinin sonundaki minik bir gülücük ikonu, sizi durduk yere patron yalakası olmaktan kurtarabilir.
İnsan fetüsünün bile gülümsediği tespit edilmiştir. Yani gülmek doğuştan gelir.
Ancak sonradan sosyal ve kültürel öğrenimlerle şekillenir.
Gülmenin ses seviyesi de kültürel seviyeyi gösterir.
Eğitimli insanlar sesli kahkahalar atmazlar. Bir insanın sonradan görme olup olmadığını anlamak için onu güldürmeyi deneyebilirsiniz. Normal konuşmasında kendini kontrol edebilen sonradan görmeler öfkelendiklerinde, ağladıklarında ve tabi ki kahkaha attıklarında gerçek kimliklerini ele verirler.
Yetişkinler de çocuklar kadar çok gülemez. Sosyal çevre baskısına yenik düşeriz.
Düşene herkes güler ama sadece bıyık altından, oysa çocuklar anında basar kahkahayı.
Japonlarda gülümseme bir keyif anlatımı değil, kendi dertleri ile başkalarını da üzmemek için küçük yaşlardan başlayarak öğrenilen bir terbiye kuralıdır.
Gülmenin sakinleştirici bir etkisi de vardır. Diyelim anneniz ya da sevgiliniz size bir nedenden küstü. Karşısına geçip biraz şirinlik, biraz şebeklik yapmanıza dayanabilir mi? Öfkesi geçer gülmeye başlar siz de sorununuzu çözümlemek için konuşma fırsatı yakalar, belki de özür dileyebilirsiniz.
Bazen gülmekten yaşlar gelir gözlerinizden.
Gamze de aslında derinin alt tarafta bulunan dokulara yapışması nedeniyle oluşan genetik bir bozukluktur.
Gülümsemekse yüzde kırışıklıklara yol açar.
Tüm bunlara rağmen sizi olduğunuzdan güzel gösterir.
Gülümsemeye en çok ihtiyaç duyan kişi başkasına verecek bir gülüşü olmayandır; yorgun veya hastalara, özellikle de asık suratlılara gülümseyin.
Gülümsemek her kapıyı açar, tüm buzları eritir, karnınızı doyurur; ne demişler bir kahkaha bir kilo pirzola. Hem de et gibi pahallı değil, sudan ucuz. Size tüm maliyeti biraz kaslarınızı çalıştırmaktan ibaret.
Somurtuk bir yüzde 43, sahte bir gülümseme için 2 kas hareketi kullanılırken, gerçek gülümseme için 17 yüz kasımızın gerilmesi gerekir.
Demem o ki zoraki gülümserseniz anlarım; gözlerinizin içiyle gülümseyin. Gülümsemenizi bulaştırın.
20 Ağustos 2010 Cuma
AŞK

AŞK
Aşk sanki sana sorar mı ki “geleyim mi?” diye de “ben artık âşık olmam” dersin sen şaşkın!
Hani yaramaz çocuk babasından tokadı yiyince “acımadı ki” der ya, tam da öyle hiç canın yanmamış gibi, hiç acımamış gibi âşık olmak gerek.
Aşk bir kontrolsüzlük halidir. Birkaç kadeh alkol aldıktan sonra yaşadığınız o çakırkeyif hal ile benzerlikler taşır. Dizlerinizin bağı çözülür. Yerli yersiz, gülümsersiniz sebepli sebepsiz, aslında sebep açıktır, caddenin ortasında tek başınıza yürürken aklınıza “O” düşmüştür.
Sabah uyandığınızda ilk, akşam yatarken son düşündüğünüz oysa siz âşıksınız.
Gelecek ile ilgili planlarınıza “O”nu dahil etmek , bir şarkı dinlerken “O”nu düşünmektir aşk.
Başına bir şey gelmesin diye gözünüzden sakınmak, “O”na kıyamamaktır.
İncitmemek, el üstünde tutmaktır. Evine bırakmak, “O”nun sevdiği elbiseyi giymek, saçınızı “O”nun beğendiği gibi taramaktır.
Kendinizi gecenin bir yarısı elinizde balonlarla kapısında bulmaktır.
“O”nun için atkı örmektir aşk ve hatta ördüğü atkı eciş bücüş olsa da dünyanın en güzel atkısıymış gibi ona sarınıp sarmalanmaktır belki de.
Aşk sarhoşken kapının kilidini bulamamak gibi bazen nerede durduğunuzu bilememek, mesajınıza 2 dakika cevap alamadığınızda endişelenmektir.
Bazen de tüm dünyaya hâkim olabileceğiniz hissini veren bir güç ve bu çelişkili duyguları aynı günde yaşayabilmektir.
Çakırkeyifken, her şey güzelken birkaç kadeh daha içeyim derseniz, gecenizin ve hatta ertesi gününüzün rezil olması gibi, aşk ve nefret de kardeştir.
Birbirine tamamen zıt kavramlar gibi görünmelerine karşın çok yakın ilişki içindedir.
Kimse önemsemediği birinden gelen herhangi bir darbe nedeniyle yıkılmaz. Ama en yakınınızdakinin ufacık bir yanlışı, sizi derin bir eleme sürükleyebilir veya tersine o kişiye karşı derin bir nefret duygusu hissetmenize sebep olabilir.
Âşık olduğunuz, onun için her şeyi yapabilirim dediğiniz kişi ile boşanırken kanlı bıçaklı olmanız bundandır.
En büyük aşklar nefretten doğar klişesini de herkes bilir. Bu da genelde aşkınızı itiraf edemeyip de gizlemek ihtiyacı duyduğunuzda “O” na karşı hak etmediği davranışlar sergileme şeklinde gelişebilir.
Küçük çocukların hoşlandıkları kızın saçını çekerek sevgilerini belli etmeleri gibi de kendini gösterebilir.
Karşı koysanız da, gizleseniz de aşk su gibi akacağı yolu bulur, kendinizi yormayın.
“Ey aşk hiçbir şeyi beklemedim, sana geç kaldığım kadar.”
Fon için şarkı önerisi: Rosey-LOVE http://fizy.com/#s/1lrxlh
18 Ağustos 2010 Çarşamba
AKREP

AKREP
Zamanla başımızdan geçen kötü anıları unutur, sadece iyi anıları hatırlarız. Bu psikolojik bir savunma mekanizmasıdır aslında. Sürekli kötü anıları hatırlayarak yaşamak mümkün değildir zira.
Eski sevgiliye duyulan özlem de bundan kaynaklanır genellikle. Çünkü zaman geçtikçe doğum gününüzü unuttuğunu değil de, durduk yere size aldığı o minik kolyeyi hatırlarsınız.
Ayrılırken söylediği, midenize yumruk gibi inen sözleri değil de yolculuk dönüşü size özlemle sarıldığı, kavuşma anınızı hatırlarsınız.
Hal böyle olunca da yeni bir sevgiliniz olmadığı, yalnız kaldığınız anlarda eski sevgiliye duyulan özlemin şiddeti artar.
Zamanın ilaç olduğunu sanırsınız, sonra bir gün bir şey olur, boğazınızda düğümlenir yelkovan, akrebin zehrini hissedersiniz saatin durduğu o an. Ilık ılık akar iliklerinize doğru saniyeler. Kana karışan zehri gözyaşlarınızla akıtırsınız, belki içinize belki dışa.
Böyle anlar için bir acil durum sistemi oluşturulmalı ve eski aşka dönüş isteği bastırılmalıdır. Örneğin sıkı dostlar tembihlenmeli ve böyle bir hataya düşmeme konusunda bizi uyarmaları sağlanmalıdır.
Bir günlük tutmak da çok faydalı olabilir. Etkili olması için ilişki sırasında günlüğe sadece kötü anılarınızı yazmanız önerilir. İyileri nasılsa hatırlarsınız.
Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı diyerek çok özlü bir şekilde çözmüştür atalarımız bu durumu.
2.el arabayı da ucuz diye alırız ama sonradan başımıza çıkaracağı tamir masrafları birkaç ayda pişman olmamıza yeter de artar bile.
Daha önce girip de çıkmaz sokak olduğunu fark ettiğiniz sokağa tekrar girmeyeceğinize göre bir yere varmayan ilişkiye de tekrar dönmeye gerek yoktur. Belediyede tanıdığım var sokağı kamulaştırır yolu açarız diyorsanız da saygı duyarım o ayrı.
Ne de olsa ikili ilişkilerde bekâra karı boşamak kolaydır. Nedenleri bilmeden uzaktan ahkâm kesip genellemeler yapmak her zaman bizi doğruya götürmez, ne de olsa beşer şaşar.
Bazen doğru insanı yanlış zamanda veya yanlış yerde tanımış olabiliriz şartlar değiştiğinde 2. Bir şansı hak edenler olabilir. Ama dikkat; şartlar değişir insanlar değişmez.
Siz zamanla değişebilirsiniz ama karşınızdakini zamanla değiştirebileceğinizi düşünmeyin, sonra değişmek zorunda kalan siz olursunuz.
Akrebin etrafına ateş yakıp sonunu görmeyi de beklemeyin bırakın akrep yelkovanı kovalasın. ZAMANI DURDURAMAZKEN,SAATİ DURDURMANIN ANLAMI YOKTUR.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)